Mimar Aytaç Akyüz’e göre ne yazık ki 200 yıl sonrasına bırakılacak kültürel bir mirasımız yok! Tasarımlarında sadelik ve fonksiyonelliği ön planda tutan Akyüz, “Tasarım enerjiden oluşur. Bu felsefeyle minimal çizgiler kullanarak mekânın işlevine göre mutlu ve daha özgür yaşam alanları sunuyorum” diyor.
Osmanlı ve Selçuklu mimarilerinin kendine özgü kimlikleri varken, günümüz Türk mimarisinin özgün bir karakteri olup olmadığı tartışmalı bir konu. Cumhuriyet sonrası mimari hakkında konuşan Akyüz, “Ülkemizde Cumhuriyet mimarisi oluşturmak gibi bir kaygı hiçbir zaman olmadı.” diyerek, günümüz mimarisinin kimliksizleştiğini vurguluyor.
“Yaşamak için değil, barınmak için tasarım yapılıyor.”
Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinde mimari kimlik güçlü bir şekilde korunmuş olsa da, Cumhuriyet dönemi sonrasında Türkiye’de bu mirasın sürdürülemediğini belirten Akyüz, “Günümüz mimarisinin ne yazık ki Selçuklu ve Osmanlı mimarisi gibi kendine has bir tarzı ve çizgisi yok. Çünkü ne yasa ve yönetmeliklerde bu tip bir yönlendirme var, ne de kullanıcıların böyle bir beklentisi bulunuyor.” diye ekliyor.
Kişiliksiz yapılarla mücadele etmenin yollarını değerlendiren Akyüz, mevcut imar mevzuatlarının tasarımcıların önünü kapattığını ve özgün mimariyi sınırladığını düşünüyor. Devletin uzun ömürlü şehir planları oluşturması gerektiğini vurgulayarak, “Bu plansızlık nedeniyle, 200 yıl sonra Türkiye’ye ait bir mimari kültür olmayacağını düşünüyorum.” diyor.
Ayasofya, Osmanlı mimarisine ilham verdi mi?
Tarihi boyunca farklı kültürlere ev sahipliği yapan Ayasofya, mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Merkezi planı ve bazilika düzenini bir araya getiren yapısı ile Osmanlı mimarisine büyük ölçüde ilham kaynağı olmuştur. Özellikle Sultanahmet Camii gibi Osmanlı’nın başyapıtları, Ayasofya’dan ilham alınarak inşa edilmiştir.
Ayasofya’nın etrafında şekillenen pek çok efsane de yapının mistik atmosferini destekliyor. “Hz. Nuh’un gemisinin parçalarından yapılan kapılar, tılsımlı taşlar, devlerin inşaat sürecine yardım ettiği söylentileri…” gibi birçok efsane nesilden nesile aktarılıyor. Ancak Akyüz’e göre, bu hikayeler Ayasofya’nın yalnızca mimari önemini değil, kültürel miras olarak sahip olduğu güçlü etkisini de gözler önüne seriyor.